Uzun zaman oldu..

2015-04-17 02:18:00

Bir baktım 37 yaşında olmuşum nasıl geçti yıllaaaar diye efkar yapacak değilim. Bir sürü kitap var daha okunacak, bir sürü güzel şey var bunca kötü şeye karşı ve birgün bitecek bir hayat var doya doya yaşanacak. Daha biriktirecek çok insan var, güzel dostlar var. Birdim, iki oldum sonra üç ve çok yakında dört oluyoruz herşey dört dörtlük olmasada ki öyle olmasını beklemiyorum. Mutlu olmayı düşünmeden mutlu olmayı öğrendim artık. Sende öyle yap bu yazıyı okuyan güzel insan düşünme sadece yaşa ve dua et iste ki birgün herşey istediğin gibi olsun. Facebook ve Twitter hesaplarımı kapatıp daha fazla düşünmeye okumaya ve eskisi gibi blog yazmaya verdim kendimi. Bu facebook fazla etkisi altına alıyor çok zamanımı alıyor benim. Birde çok fazla bilgi kirliliği var, herkes herşeyi paylaşıyor. Sorgulamıyor, araştırmıyor.. Yazdıklarını üstüne alınıyor, söylediklerini anlamıyor. Resmen kendimi o paylaşım kirliliğinin içinde kirlenmiş hissettim ve kapattım hesapları. Şimdi bana, ohoooo Serkan sosyal medyadan koparsan bihaber olursun herşeyden demeyin sakın. Ben böyle çok iyiyim. Bundan böyle buradan ve http://serkanalacatli.blogspot.com.tr/ adresinden bana ulaşabilir. Paylaşımlarımı yazılarımı okuyabilir, yorumlar atabilirsiniz. Çokda sevinirim. Hadi kalın sağlıcakla.. Devamı

Diyojen Haksız Olamaz!

2014-12-17 02:28:00

      Vvvuuuuuuu..   Güneşin veda busesi kondurduğu bir vakit. Gökyüzünün rahmine. Ve sonra Lacivert bir gece doğar ardından. ... Her köşede nöbet tutmuş sıra dağlar. Yüzlerine sisten bir peçe indirmiş. Eteklerinde bir kulübe var. Kanatları ardında bir lahana tarlası. Ve domatesler. Ve salatalıklar. Ve sümbüller. Ve ıtırlar. Sinek vızıltılarının ve cırcır böceklerinin şakıması dışında ölüm portreleri kadar sessiz. Tam ortasında ince bir tahtaya oturtulmuş takım elbiseli bir haydut. bir korkuluk. Omuzlarına tünemiş karakargalar. Bahçıvan şapkasının sökülmüş yerinden pamukları tiftikliyorlar.  Çiy düşmeye vakit sayan yeşil yapraklar rüzgarı selamlıyor. Koyu , parliement bir gökyüzü.  ...             Çocuk denizden çıkmış sahil boyunca yürüyor. Dağ eteğine yerleşmiş kulübenin denize bakan yamacına kurduğu kampa doğru. Denizden sırılsıklam olmuş blucinin paçaları ile yapışan kumlar ayaklarına batıyor. Yaşadığı tüm o betonarme ormandan sıkılmış , kaçmış bir mülteci. Muşambalardan yaptığı kubbeli bir çadır yapmış. Bir kaç çanak çömlek. Bir kaç konserve. Kulübede kalan ihtiyar çift , kendileri için kestiği odunları üşümemesi için ona vermiş. Acından üzülmesin diye bir tas tarhana , tarladan lahana vermiş. Çocuk çadırının yanına geldiğinde ısınmak için ateşin başına geçti. Çalı çırpı ve ihtiyar çiftin verdiği odunların üzerine tarlalarında bulduğu bir kaç vanilya otlarını serpiştirmişti. Havaya kesif bir vanilya dumanı yayılıyordu. Mutluluğu karmaşıklaşt... Devamı

Daha/ Hakan Günday

2014-06-19 09:35:00

Ama gerçek hayattakilerin hiçbir şeyden haberi yoktu. Özellikle de bir kafeste yaşadıklarından! Haritalara baktıklarında sadece çizgiler görüyorlardı. Kırmızı sınır çizgileri. Hatta, bir kafes olduğunu fark edemedikleri kafeslerinin sınırlarına o kadar âşıklardı ki bu kırmızı çizgileri korumak için ölür, dirilir, sonra da yeniden ölebilirlerdi. Vatandaşlık bağıyla kendilerini boyunlarından demirlerine astıkları o kafesi korumak, bir onur meselesiydi. Belki de haklılardı. Ne de olsa, insanoğlunun onur meselesi haline getirebileceği pek bir şeyi de kalmamıştı. Örneğin, dürüstlüğü onur meselesi haline getirmesi için artık çok geçti. Çünkü biyolojik gerçekler bir günde değişse ve insan yalan söylediği anda, beyin kanamasından ölse, dünya öyle boşalırdı ki dinozorlara yeniden yer açılırdı! Ya da örneğin, kaynakların adil paylaşımı gibi bir kavramı da onur meselesi yapamazdı. Asla, ortaya çıkıp, “Ya bu dünyada tek bir aç bile kalmayacak ya da kendimi öldürürüm! Böylesine şerefsiz bir hayata dayanamam!” diyemezdi. Hele çocuklarla ilgili hiçbir şeyi onur meselesi yapamazdı. “Baktım, çocuk çalıştırıyor, ben de çektim vurdum patronu, hâkim bey! Bizim oralarda namus meselesidir!” demiş ya da diyebilecek herhangi biri var mıydı bu dünyada? Ya da, vurulan bir kişinin çocuk çalıştırıyor olmasını ağır tahrikten sayıp, katilin cezasından indirim öngörecek herhangi bir kanun?.. Dolayısıyla, onur meselelerinin bile gerçekçi bir tarafı olması gerekiyordu. Örneğin, kadınlar ve bekâretleriyle ilgili olması çok daha mantıklıydı! İşte bu, gerçekçi bir onur meselesiydi! Ya da bir kan davası! Ya da inandığı dinin tartışılması... Devamı

Neden bir dünya şehri değiliz…?

2013-01-07 22:05:00

Sosyotik Müdür Kalust Şalcıoğlu  04 Ocak 2013 Cuma, 14:56:04 İstanbul’un hep bir dünya şehri olduğundan / olacağından bahsediliyor…   Avrupa’nın televizyon kanallarındaki ve internetteki Türkiye tanıtımlarına, Türkiye’de geçen film sahnelerine bakıyoruz; çoğu Arnavut kaldırımlı semtlerde geçiyor ve hala geri kalmış bir Türkiye görüntüsü veriliyor.   Avrupa ülkelerinin ve Amerika’nın bilinirliğine bakıyoruz; hep bir ihtişam, hep gökdelenler…   Aslında bu sözde gelişmiş ülkelerin insanları arasındaki ekonomik ve sosyal sınıf farkı; bizdekinden çok daha fazla.   Peki neden bu böyle…?   Çünkü devletlerin de marka değerleri var.   Ülkeler marka değerlerini; teknolojik gelişimleri ve sanatsal değerleri ile ortaya koyuyorlar.   Amerikalı bir pop yıldızı Türkiye’ye gelip, hiçbir Türk sanatçının altından kalkamayacağı bir bütçe ile sahne kurup tüm Türkiye’yi kendine hayran bırakıyorsa; Dünya’nın gözünde Amerika’ya sattığımız tonlarca salatalığın ve binlerce kanepenin aslında hiçbir değeri yok.   Kredi kartı borcu ile savaşılan ülkemizde, yeni bir akıllı telefon çıkınca sıra bekleniliyorsa ve bu teknolojiyi biz üretip Apple gibi bir marka yaratamıyorsak; Dünya’nın gözünde, İstinye Park’ta dolaşan Ferrari’li çocuğun soyulacak bir tüketiciden başka hiçbir değeri kalmıyor…!   Yaklaşık 1 ay kadar önce iPhone5 satın aldım. Şarj girişi daha önceki iPhone’lara göre farklı olarak tasarlanmıştı ve 2 hafta şarj aletini çantamda taşımak zorunda kaldım. Çünkü bir öncek... Devamı

KENDİN OLMANIN 12 ALTIN KURALI

2012-12-17 14:44:00

KENDİN OLMANIN 12 ALTIN KURALI KURAL 1: Asla kendinden şüphe etme. Sen ne hissediyorsan o her zaman doğrudur. Dünyadaki bütün insanlar toplansa ve sana aksini söylese bile senin hissettiklerin senin için doğrudur. Onlar farklı hissedebil ir, farklı düşünebilir ama bu senin hissettiklerinin yanlış olduğunu göstermez, sadece onlardan farklı olduğunu gösterir. KURAL 2: Asla farklı olduğun için utanma. Eğer çevrende senin gibi düşünen, seni anlayan insanlar yoksa, o zaman çirkin ördek yavrusu hikayesini hatırla. Muhtemelen sen yanlış yerde, yanlış insanlarla birlikte olduğun için seni anlamıyorlardır. O halde hedefin ait olduğun yeri bulmak olmalıdır. Asla muhteşem bir kuğu olduğun gerçeğini unutma ve ördek olmak için uğraşma. KURAL 3: Geçmişte yaptıkların için pişmanlık duyma ve özür dileme. Yaşadıklarının senin için önemli bir ders olduğunu kendine hatırlat. Bu tecrübe ile aldığın bilgiyi özenle incele, olayda yaptığın hataları ve yeniden aynı durumda olsan nasıl davranacağını iyice düşün ve gelecek olaylar için kendini hazırla. Kırılan vazo tamir edilemez ama gelecekte başka vazoların kırılması önlenebilir. KURAL 4: Mümkün olduğunca kimsenin senin adına karar vermesine izin verme ama başkalarının haklı olabileceğini de unutma. Bu hayat senin ve istediğin gibi yaşamaya hakkın var, fakat başkalarını dinle ve onların bakış açısını anlamaya çalış. KURAL 5: Ailen dışındaki insanlarla ilişkilerinde asla kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atma ve kendini hayallerle kandırma. Her zaman ama her zaman önce sen gelmelisin. Asla başka insanlar üzülmesin diye kendini üzmeyi tercih etme. Sen kaldırabiliyorsan, onlarda kaldırabilir. Karşındaki insan senin mutluluğunu düşünmüyorsa ve senin üzülmene y... Devamı

Erol Sebebci ''Integral project'' gerçek soundla

2012-02-28 19:55:37
Erol Sebebci ''Integral project'' gerçek soundla |  görsel 1

  Kuzey Hint ragası ufkuyla yola çıkan bu projeyi dünyadaki diğer örneklerinden ayıran farika, bu müziği aynı zamanda Türk müziği enstrümanlarıyla da yorumlayabiliyor olması.  Elektronik alt yapılarlada beslenen bu sound, çekirdeğinde zaten mevcut doğaçlama caz temalarıyla ifade zenginliğini artırıyor. Hindistandan yola çıkan bu proje, Türk müziğinden flemenkoya, caz'a kadar uzanan bu yelpazede bize saf bir ahenk vermeyi başarıyor. World music alanında bir ilk olan bu proje içinde, harmanladığı farklı müzik türleriyle beraber kullandığı enstrümanlarlada eğlence bakış açımıza, yeni bir vizyon, dinamik getirebilecek nitelikte. ''İntegral Project'' parçadan bütüne bugüne kadar dinlemediğiniz özel bir proje. Bu önemli performansı sergileyen ekipteki isimler şöyle;  Erol Sebebci: Tabla ve darbuka  Aykut Sütoğlu: Klarnet Mustafa Olgan: Kanun Sonat Süngü: Dj ''İntegral Project'' yaptığı işi bir tutku olarak nitelendiriyor. Indian jazz, flemenko, alaturka ve darbuka solosu ile türk müziğini elektronik altyapılar üzerine kuran ekip, etnik dans soundlarıyla ney, keman ve İstanbul boğazının sesleriyle,hem doyumsuz bir müzik ziyafeti hemde coşkulu bir eğlence sunuyor.  Sao'nun organizasyonuyla gerçekleşecek olan bu sıradışı etkinliğe Boğazın performans mekanı Maça Social Club ev sahipliği yapıyor. 9 MART 2012 CUMA 10.30   ... Devamı